Siteye İletişim kısmından gönderdiğiniz mesajlar sadece bana ulaşmaktadır.
Tüm kullanıcıların görmesini istediğiniz mesajlarınızı üye olduktan sonra Defter Oku kısmına girip en üstteki Defter Yaz linkini tıklayarak gönderebilirsiniz.
bebbuk kusutarafından
8 Mayıs
2009
tarihinde gönderildi
Yakalım tüm kitapları
"…Göl içinde çarka döner Susuzluktan bağrı yanar…"
Sanal dünya, kitap okuma zamanımızı engellediği gibi, şimdi bir de ‘kitap alacak kadar aptal mıyım’da kendini ifade eden bir anlayışı geliştiriyor.
Ey, araştırmacılar, bilim insanları, edebiyatçılar, şairler… Ey, dünyanın gelişmesine düşünceleri ile katkıda bulunanlar ve onunla yaşayanlar… Ey, bir kitabı gelecek kuşaklara, çağa ulaştırmak için, canlarını ortaya koyanlar… Boşuna uğraştınız, hiçbirinize ihtiyacımız yok. Biz şimdi artık her şeyi internette çözüyoruz. Biriyle bir konu mu tartışıyoruz; birkaç dakika zaman kazanıp google’ye girdik mi, beş saniye sonra copy/paste (daha asortik olsun diye böyle diyorlar, bu yazıda kopyala/yapıştır olarak anılacaktır) ile karşındakinin yüzüne yapıştırıverip, sonra bir de höykürüyorsun; ‘işte baaak’, diye. Çoğu zaman kopyala/yapıştır yaptığın yazıyı kısmen bile okumuyorsun, ilgini çeken bir spot yetiyor sana. Aynı işlemi karşındaki de yapıyor, bunun adına da tartışmak diyoruz.
‘Bir dakika ne yapıyorsunuz siz?’ diye sormaya kalkışsanız, her ikisinden birden, ‘görmüyor musun entelektüel bir tartışmanın içindeyiz’, edaları. Gel bir dakika şu konuyu, kahvehanede konuşalım desen, bilgisayarın olmadığı yerde, söyleyecek hiçbir şeyi yok. Orada mecburen pişpirik oynayacak.
Veya, bir şiire, bir makaleye mi ihtiyacı var: Veriyor siparişi, ‘şöyle lirik tarafından’, ‘nazım olsun, ama uzun olmasın’, ‘daha acıklısı yok mu’, ‘güneşi, börtü böceği bol bol olsun’, ‘içinde nükleer de olsun’ gelsin seçenekler… Bedava yaptık koş, koş, koş…
Şöyle bir uygarlık tarihi öğrensek, önüne ne gelirse onu almak zorundasın; kim yazmış, abartma var mı, çarpıtılmış mı, yazan kişinin arka planı ne? Hiç önemli değil… Baklava börek koş, koş, koş…
Kitap desen, belge desen, dergi desen, tarih desen; ‘o ne ki, nerede bulunur, parayla mı satılır, sulusu mu yapılır, kavrulur mu?’ diye sorar.
Kendimize gelelim!.. Kitap olmasaydı Zerdüştler, Yusuf Has Hacipler, Nizamülmülkler, Evliya Çelebiler, İbni Sinalar, Şeyh Bedreddinler, Galileler, Ahmede Ganiler, Markslar, Tevfik Fikretler, Namık Kemaller, Dostoyevskiler, Gogollar, Einsteinlar, Jack Londonlar, Brechtler, Kafkalar, Nazımlar, Necip Fazıllar, Yaşar Kemaller, İsmet Özeller, Melih Cevdetler, Cemal Süreyalar, Edip Canseverler, Oğuz Ataylar, Attila İlhanlar ve daha binlerce tüm insanlığı beslemiş insanlar, nasıl bugünlere gelirdi?
Peki, bu anlayışla, bu günler, yarınlara kimi bırakabilir. Bazen forum katılımcılarından öyle şiirler okuyorum ki, yüreğim cızlıyor. Çünkü büyük bir ihtimalle o şiir, bir kitaba giremeyecek ve tarihin çöplüğünde yok olup gidecek.
Yine bir paylaşımda okumuştum, güya karşındakini eleştiriyor: ‘kitap dili kullanma’ diye… Bu ne demek, böyle bir tek tip dil mi var. Bu kişi; dört satırla insan dönüştüren bir dize okumamış, 142 sayfa süren ve yaradan akan kan gibi tabir edilen tek bir cümleyi görmemiş, okurunun içinde yangınlar çıkaran bir öykü okumamış, bir çalının 16 sayfada tasavvur edildiğini duymamış… Sadece hukuk dersi kitapları mı okumuş? Kitap dili demek, kitaptan bihaber olmak demek. Argo deyimle, herkes ağzına geleni konuşuyor.
Haa, bir de olayın empati boyutu var; bir insanla karşılıklı konuşurken, karşınızdakini gözlerinin içine bakıp ondaki, kavramayı, elektriği veya olumsuzluğu görürsünüz. Ve ses tonunuzu, hareketlerinizi, mimiklerinizi ona göre dengelemeye çalışırsınız. Ama bu sanal ortamda, sadece ekrandaki karıncacıklar ve tepki maskotları var. Bana çok komik geliyor. Karşındaki gözlerinden ateş fışkırırken dahi, sana gülücük gönderebiliyor. Veya üzüntüsünü belirtiyor. Oysa, kitabı okurken, yazar sana nerede ne yapman gerektiğine kadar hakim. Çernişevski’nin Nasıl Yapmalı kitabında yazar, romanın akışına ara vererek, okurla sohbet ediyor, kavga ediyor, var mı böyle bir empati?
Sonuç olarak internetin faydalarını dışlamıyorum. Fakat hayatını internete ve ondaki gelişmeye bağlayanlar, çok yanılıyor. İnternet’ten makul ve sağlıklı bir şekilde yararlanılabilir. Fakat onu diğer iletişim araçlarını karşısına koyanlar kaybedecekler. Beynimizde internetten aldığımız bilgiler dışandaki her şeyin bir anlık silindiğini düşünün, geriye ne kalır? Unutmayın ki, internette yazılı ve görsel basından besleniyor ve sadece işine geldiği kadarını kullanıyor. Yani işine gelmeyen tarafı bizden saklanıyor. Aslında öğrenmemiz gerekeni değil, sadece bilmemiz gereken tarafı bize gösteriyorlar. Sanal dünya, çevrende kolay ulaşamayacağın kişilerle, ortak bir paylaşım alanı sunuyor. Bundan mutlaka yararlanmak gerekiyor. Ama buluşma noktaları kişilerin kendi öz’leridir. İnternetin sunduğu bilgi kirliliği değil.
İhtiyacınız olan kaynaklara kitap olarak ulaşmaya çalışın, her kitap, kütüphanede okunsa da okunmasa da gününü bekler. O gün geldiğinde size o kitaptan başka hiçbir şey yardımcı olamaz. Sahaflara gittiğinizde oradaki egzotik havayı size hiçbir internet erişimcisi veremez. Şöyle bir gazete bayiine gidip, o haftanın, ayın dergilerinin kapak konularına bir göz atın, ilginizi çekeni alıp, şöyle sakin bir köşede (park, deniz kenarı, ağaç dibi, köykahvesi vs.) elinizde kaleminizi sallayarak okuyun.
İnternet gözlerimize mil çekmesin…
"Alemler seyrana iner Seyir var seyir içinde…"
bebbuk kusutarafından
5 Eylül
2009
tarihinde gönderildi
Selam. "Yakalım tüm kitapları" yazımın, "defter yaz" bölümünde bozuk fontlarla durduğunu gördüm. Düzeltmelerini yaparak tekrar gönderiyorum. İlgili bölüme aktarabilirseniz sevinirim. Bozuk yazıyı da silerseniz daha iyi olur sanırım.
Huzurla kalın, selamlar.
**************
Yakalım tüm kitapları
"Göl içinde çarka döner Susuzluktan bağrı yanar"
Sanal dünya, kitap okuma zamanımızı engellediği gibi, şimdi bir de "kitap alacak kadar aptal mıyım?"da kendini ifade eden bir anlayışı geliştiriyor.
Ey, araştırmacılar, bilim insanları, edebiyatçılar, şairler! Ey, dünyanın gelişmesine düşünceleri ile katkıda bulunanlar ve onunla yaşayanlar! Ey, bir kitabı gelecek kuşaklara, çağa ulaştırmak için, canlarını ortaya koyanlar!
Boşuna uğraştınız, hiçbirinize ihtiyacımız yok. Biz şimdi artık her şeyi internette çözüyoruz. Biriyle bir konu mu tartışıyoruz; birkaç dakika zaman kazanıp google'a girdik mi, beş saniye sonra copy/paste (daha asortik olsun diye böyle diyorlar, bu yazıda kopyala/yapıştır olarak anılacaktır) ile karşındakinin yüzüne yapıştırıverip, sonra bir de höykürüyorsun; "işte baaak", diye. Çoğu zaman kopyala/yapıştır yaptığın yazıyı kısmen bile okumuyorsun, ilgini çeken bir spot yetiyor sana. Aynı işlemi karşındaki de yapıyor, bunun adına da tartışmak diyoruz.
"Bir dakika ne yapıyorsunuz siz?" diye sormaya kalkışsanız, her ikisinden birden, "görmüyor musun entelektüel bir tartışmanın içindeyiz", edaları. Gel bir dakika şu konuyu, kahvehanede konuşalım desen, bilgisayarın olmadığı yerde, söyleyecek hiçbir şeyi yok. Orada mecburen pişpirik oynayacak.
Veya, bir şiire, bir makaleye mi ihtiyacı var: Veriyor siparişi, "şöyle lirik tarafından", "nazım olsun, ama uzun olmasın", "daha acıklısı yok mu", "güneşi, börtü böceği bol bol olsun", "içinde nükleer de olsun" gelsin seçenekler... Bedava yaptık koş, koş, koş...
Şöyle bir uygarlık tarihi öğrensek, önüne ne gelirse onu almak zorundasın; kim yazmış, abartma var mı, çarpıtılmış mı, yazan kişinin arka planı ne? Hiç önemli değil... Baklava börek koş, koş, koş...
Kitap desen, belge desen, dergi desen, tarih desen; "o ne ki, nerede bulunur, parayla mı satılır, sulusu mu yapılır, kavrulur mu?" diye sorar.
Kendimize gelelim!..
Kitap olmasaydı Zerdüştler, Yusuf Has Hacipler, Nizamülmülkler, Evliya Çelebiler, İbni Sinalar, Şeyh Bedreddinler, Galileler, Ahmede Ganiler, Markslar, Tevfik Fikretler, Namık Kemaller, Dostoyevskiler, Gogollar, Einsteinlar, Jack Londonlar, Brechtler, Kafkalar, Nazımlar, Necip Fazıllar, Yaşar Kemaller, İsmet Özeller, Melih Cevdetler, Cemal Süreyalar, Edip Canseverler, Oğuz Ataylar, Attila İlhanlar ve daha binlerce tüm insanlığı beslemiş insanlar, nasıl bugünlere gelirdi?
Peki, bu anlayışla, bu günler, yarınlara kimi bırakabilir. Bazen forum katılımcılarından öyle şiirler okuyorum ki, yüreğim cızlıyor. Çünkü büyük bir ihtimalle o şiir, bir kitaba giremeyecek ve tarihin çöplüğünde yok olup gidecek.
Yine bir paylaşımda okumuştum, güya karşındakini eleştiriyor: "kitap dili kullanma" diye! Bu ne demek, böyle bir tek tip dil mi var. Bu kişi; dört satırla insan dönüştüren bir dize okumamış, 142 sayfa süren ve yaradan akan kan gibi tabir edilen tek bir cümleyi görmemiş, okurunun içinde yangınlar çıkaran bir öykü okumamış, bir çalının 16 sayfada tasavvur edildiğini duymamış… Sadece hukuk dersi kitapları mı okumuş? Kitap dili demek, kitaptan bihaber olmak demek. Argo deyimle, herkes ağzına geleni konuşuyor.
Haa, bir de olayın empati boyutu var; bir insanla karşılıklı konuşurken, karşınızdakini gözlerinin içine bakıp ondaki, kavramayı, elektriği veya olumsuzluğu görürsünüz. Ve ses tonunuzu, hareketlerinizi, mimiklerinizi ona göre dengelemeye çalışırsınız. Ama bu sanal ortamda, sadece ekrandaki karıncacıklar ve tepki maskotları var. Bana çok komik geliyor. Karşındaki gözlerinden ateş fışkırırken dahi, sana gülücük gönderebiliyor. Veya üzüntüsünü belirtiyor. Oysa, kitabı okurken, yazar sana nerede ne yapman gerektiğine kadar hakim. Çernişevski'nin"Nasıl Yapmalı" kitabında yazar, romanın akışına ara vererek, okurla sohbet ediyor, kavga ediyor, var mı böyle bir empati?
Sonuç olarak internetin faydalarını dışlamıyorum. Fakat hayatını internete ve ondaki gelişmeye bağlayanlar, çok yanılıyor. İnternet'ten makul ve sağlıklı bir şekilde yararlanılabilir. Fakat onu diğer iletişim araçlarını karşısına koyanlar kaybedecekler. Beynimizde internetten aldığımız bilgiler dışandaki her şeyin bir anlık silindiğini düşünün, geriye ne kalır? Unutmayın ki, internette yazılı ve görsel basından besleniyor ve sadece işine geldiği kadarını kullanıyor. Yani işine gelmeyen tarafı bizden saklanıyor. Aslında öğrenmemiz gerekeni değil, sadece bilmemiz gereken tarafı bize gösteriyorlar. Sanal dünya, çevrende kolay ulaşamayacağın kişilerle, ortak bir paylaşım alanı sunuyor. Bundan mutlaka yararlanmak gerekiyor. Ama buluşma noktaları kişilerin kendi öz'leridir. İnternetin sunduğu bilgi kirliliği değil.
İhtiyacınız olan kaynaklara kitap olarak ulaşmaya çalışın, her kitap, kütüphanede okunsa da okunmasa da gününü bekler. O gün geldiğinde size o kitaptan başka hiçbir şey yardımcı olamaz. Sahaflara gittiğinizde oradaki egzotik havayı size hiçbir internet erişimcisi veremez. Şöyle bir gazete bayiine gidip, o haftanın, ayın dergilerinin kapak konularına bir göz atın, ilginizi çekeni alıp, şöyle sakin bir köşede (park, deniz kenarı, ağaç dibi, köykahvesi vs.) elinizde kaleminizi sallayarak okuyun.